ÖLÜ ORDUNUN GENERALİ

30 Nisan 2015’de sahnelere konuk olan ‘Ölü Ordunun Generali’ adlı tiyatro eserini izlemiş bulundum. Oyun İsmail Kadere’nin romanından uyarlanmış olup, Nurullah Tuncer tarafından yönetilmiştir, sahneye uyarlayan ise Yeton Neziray’dır. Oyunun konusu, 2. Dünya Savaşı’ndan yaklaşık 20 yıl sonra 1960’ ların başlarında bir İtalyan generalin, askerlerin kemiklerini boyunlarındaki madalyon tarafından tanıyıp, düzgün bir şekilde gömmeye çalışmasıdır. Fakat, bu süreç içerisinde savaşın gereksiz yere yapıldığını anlar. Kimin suçlu taraf olduğu önemli değildir, amaç her iki tarafta hayal kırıklığına uğrayan insanlar ve parçalanan kaderler haricinde geride hiçbir şey bırakmayan savaşın saçmalığını göstermek ile ilgilidir. Oyunu izlemeye gelen seyirciler her sıranın başına ve sonuna asılmış siyah balonlarla karşılaşıyor. Sahne dekoru gerçekten göz alıcı. Şöyle ifade edebilirim ki sanat yönetmeninin çıkardığı takdire şayan iş, oyuncuların yetersiz performansı ve yönetmenin metinlerin ağırlığını kaldıramamasıyla ziyan olmuş. Kitap halini bilemem ama senaryoya dökülürken kesinlikle zorlanılmış. 1 saat 40 dakikalık bir oyun ve tek perde. Ara olmadığı için bazı bölümlerde kendinizi koltuğa çökmüş bir halde esnerken buluyorsunuz. Sağınız karanlık, solunuz karanlık, oyuncular konuşmasa salon uykuya gömülecek. Ben yinede kendimi zorlayıp, izlemeye devam ettim. Birbirinden kopuk çok fazla sahne var. Mesela kaçak asker ve değirmenci kızının aşkı havada kalmış. Tanışıyorlar, sonra bir anda kız askerden hoşlanıyor ama bağlantı tamamen kopuk, o kadar dram ve karamsar bir senaryonun içine koyup belki biraz renklendirmeye çalışmışlar ama hem bana hemde salona göre pek başarılı olamamışlar. Bir diğer alakasız karakter ise rahip. Generalin kuyruğu olmuş peşinden dolanıyor. O kostümü giymese din adamı olduğunu anlayamazsınız çünkü ağzına din ile alakalı hiçbir kelime almıyor. Oyun çok karamsar. Zaten bu tiyatroya gelen bir kimse gülmeye yer aramasın. Ölüm, entrika, karanlık, dram ve aklınıza gelebilecek her olumsuz vaka burada toplanmış. Benim güldüğüm bir tane sahne bile yoktu ama yoğun olarak olayı anlamaya çalıştım. Herkesin anlayabileceği bir tiyatroda değil. Ya önceden konuyu okumuş olmak lazım ya da tiyatrodan iyi anlıyor olmanız icap ediyor. Sonra benim gibi her saniye dikkatlice takip etmek zorunda kalmayın da. Bu süreç boyunca beni heyecanlandıran tek bir sahne oldu. O da oyunda kullanılan kocaman bebek yüzü taşıyan askerlerdi. Bu fikrin arkasındaki amaç askerde olsalar annelerinin gözünde hala bebek olmaları ki bunu oyun esnasında derin bir üzüntü içinde aktarıyorlar. Oyun bitince herkes ayakta alkışlayıp, ıslık çalmaya başladı, tabi herkese göre farklı hitap etmiş olduğundan dolayı normal karşıladım fakat kafamı çevirdiğimde bu insanların iki dakika önce koltuklarında uyuya kalanlar olduğunu görünce gülmemek de elde değildi. Her ne kadar kasvetli olsa da dilim kötü bir tiyatroydu demeye el vermiyor. Düşününce, bu kadar meşhur bir kitabın,tiyatro sahnesi için daha da bir emek sarf edilmesi şahsen düşündürüyor. Benim açımdan başı ve ortası çok zor anlaşılabilen ve kayıp olabileceğiniz yerlerdi, ancak son kısımda her şeyi hazmedebiliyorsunuz ve asıl mesajı aldığınız yer de işte bu final kısmı. Savaşın gereksiz olduğu izleyiciye iletilmeye çalışıyor, ki burası gerçekten, bir elin parmağını geçemeyecek şekilde net aktarılan olaylardan biriydi. Sonuç olarak,memnun kaldım mı? Hayır.Bana bir katkısı oldu mu,bir şey öğrendim mi? Savaşın zaten gözümde tütmediğini biliyorum,yine hayır. Tavsiye eder miyim? Hayır. Perdeler kapandıktan sonra tek istediğim bir an önce oradan ayrılmaktı. Bilmem anlatabildim mi?     Yazan: İsmail Kedere Uyarlayan: Yeton Neziray Çeviren: Bilge Emin Yöneten: M.Nurullah Tuncer Dramaturg: Hatice Yurtduru Sahne Tasarımı: M.Nurullah Tuncer Kostüm Tasarımı: Tomris Kuzu Hareket Tasarımı: İlyas Odman Müzik Tasarımı: Cenap Oğuz Işık Tasarımı: Cengiz Özdemir Efekt Tasarımı: Özgür Yaşar İşler Oyuncular: General: Selçuk Soğukçay Ramiz Kurti’nin Oğlu: Göksel Arslan Rahip: Özgür Dereli Fahişe: Pınar Demiral General Leytnant: Orhan Hızlı İtalyan Subayı: Alp Tuğhan Taş Uzman: Ozan Gözel Yabancı: İlhan Kilimci Beti: Aslı Akın Narcı Kuklalar: Göksel Arslan, Direnç Dedeoğlu, Alp Tuğhan Taş, Ömer Barış Bakova Kontes: Müge Akyamaç Mavi Yağmurluklu Kız: Pınar Demiral Değirmenci: Selçuk Yüksel Gelin: Irmak Örnek Nitsa: Ayşen Çetiner Sezerel 1.Kadın: Pınar Demiral 1.Asker: Ömer Barış Bakova 2.Kadın: Aslı Akın Narcı Kristin: Irmak Örnek Generalin Emir Eri: Mevlüt Demiryay 2.Asker: Direnç Dedeoğlu 1.Mezarcı: Şevket Avşar 2.Mezarcı: Seza Güneş 3.Mezarcı: Musa Arslanali 4.Mezarcı: Hakan Gümüş Oyun esnasında fotoğraf çekmek yasak olduğundan,orada geçirilen anları kendimce çekme fırsatı bulamadım.

 

Koltukların kenarındaki balonlar oyunda da kullanılmıştı. Vardığım kanı balonların ölen askerlerin ruhlarını temsil ettiğidir. Yukarıdaki tiyatro afişinde madalyonlar balonlara bağlanmıştır. Madalyon, asker; balon, ruhlarıdır. Neden siyahtır? Bunun cevabı sahneye bakılınca anlaşılacağı üzere savaş, ölüm, mezar, kemik kavramlarından doğan kara imgedir. Bu yüzden de balonların rengi siyahtır. Kırmızı ip ise akan kanı temsil etmektedir.

OYUNUN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:  Aşağıda, M. Nurullah Tuncer’in yazmış olduğu dizeler, tiyatro esnasında anlatıcı tarafından aktarılmıştır. Konuya kalıp gibi oturan bu dizelerin hoşnutluğu, başta söylendiğinden izleyiciyi etkilemeye ve kendisine çekme amaçlı kullanıldığını söyleyebilirim.

TÜRK TİYATROSUNUN TARİHSEL GELİŞİM HAKKINDA KISA BİLGİ:

İlk tiyatronun nerede, nasıl ve ne zaman başladığı bilinme­mektedir. Ancak ilkel insanların av dönüşü avladıkları avın çevre­sinde sevinç gösterileri yaparken çıkardıkları seslerle dans etme­lerinden ortaya çıktığı sanılmaktadır. Zaman geçtikçe toplu ya­şamaya başlayan insanlar belirli zamanlarda toplanmaya başla­dılar. Bu toplantılarda içlerinden biri yüksek bir yere çıkarak tak­litler yapar, şarkılar söyler veya halkı güldürecek öyküler anlatır­dı, Bu tür oyunlar zamanla şenliklere, panayırlara dönüştü, Daha sonraları tiyatroda rol alan insan sayısı ikiye, üçe çıktı, Toplumun ilgisini çekecek, toplumu eğitecek konular bulundu ve oyunlar bir sanat özelliği kazandı. Böylece tiyatro bir meslek hâline geldi.
Bizde tiyatro; çok eskilere dayanan orta oyunu ve onun göl­ge oyunu şekliyle başlamıştır. Gölge oyunu arkadan ışıklandırılan beyaz perde üzerine, belli tiplerdeki kuklaların hareket ettirilip ko­nuşturulması ile yansıtılan Karagöz – Hacivat oyunlarıdır.

KAYNAKÇA

Dijital Görsel. Ajans Gazetesi. N.p., 28 Oc. 2015. Web. 6 May 2015. 

Olu Ordunun Generali. Digital Görsel. Twitter. N.p., 23 Oc. 2015. Web. 6 May 2015. 
“Ölü Ordunun Generali” Sahnede. Dijital Görsel Yeni Şafak. N.p., 28 Oc. 2015. Web. 6 May 2015.
ÖLÜ ORDUNUN GENERALİ. İstanbul: Erhan Yazıcıoğlu, 2014-2015. Print. 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s